10 Ekim 2008

1 gün içinde yaşanan ama 1 kerede anlatılamayan olgular çeptır bir

"Valla bunun ikincisini yapacam lan söz."

Blok selam. Sana söz vermiştim biliyorum artık düzenli değil seviyeli yazacağım diye. Hatta lan oturayım bir kaç bir şey seyredeyim onları anlatayım dedim. Aslında zaten seyrediyordum ama sana anlatmak içimden gelmiyordu. Anlamayacağını düşünüyordum çünkü. Örneklendiriyorum şimdi bak;
Sana Malcolm in the middle desem bana küçük kardeşinin manyak bir şekilde piyano çaldığını,babasının bir gerzek olduğunu ve annesinin bir beyzbol oyuncusu hayranı olduğunu söyleyebilecek misin?
veya
Kyle XY desem
Amanda'nın taş gibi bir hatun olduğunu söyleyebilecek misin? Hiç zannetmiyorum. Bu arada resimdeki Amanda değil bazı dış mihraklar size böyle empoze edebilir kanmayın ya da kanın o resimdeki ya o Kyle xy in bakıcısının kaşar kızı ya da Amanda, ama Amanda sarışındı lan-bilmiyorum abi ileriki sezonlarında saçını boyatmış olabilir, biz sıkılacağız 5 bölüm sonra o yüzden gelemeyiz herhalde oralara kadar,bence en iyisini yapıyoruz biliyor musun aslınd----kes uzatma----:) Her neyse efendim.

Bugün malumunuz ek kontenjanlar için başvuru günüydü. 8-13 tarihleri arasında başvuru yapılacak. Başvuru kılavuzları -yok hayır 8inden önce yayınlanmadı- 8 ekim sabah saat 9 civarı yayınlandı. Dimi ne kadar marjinal. Marjinal fayda diye bir şey varmış. Babamdan duydum. 45 dk anlattı hala normal fayda ile arasındaki farkı somut olarak düşünemiyorum. La işletme okudun sen felsefe değil...

Kendisi 4 yıllık bir açıköğretimi 9 yılda bitirdi. Adam ne yapsın hem çalışıp hem okumak zor oluyor. 2. sınıfta 4 yıl kalarak dönemin milli eğitim bakanından "en azimli açık üniversiteli memur" ünvanını aldı. Aslında okumayacaktı ama baktı ki okuyana para çok veriyorlar,masa başına oturtuyorlar dedi 4 yılda göz açık kapayınca geçer. Yaaa nereye gittim yine dön başaaa...8inde dağıtıldı formlar. İnternetten baktım durdum formlara bi kütahya dedim bi ısparta bi ege dedim bi istanbul bi sakarya dedim bu pamukkale sonunda 7sini bir araya topladım-8ide topla toplayabilirseeen "murat kekilli" bu arada google murak kekili yazıyorum murak kekilli anlayıp bana öyle sonuç çıkartıyor allah google a gözlük, eline viki versin- yazdım gittim. Önce babamla buluştuk tabi kardeşimin okul çıkışında. Onun okulu için melodika lazımmış. Daha önce sadece adını duyduğum bu garip alet oysa ne kadar da gürültücü bir aletmiş. Hortumu var üflüyorsun çalmıyor piyano tuşları var basıyorsun üfürüğün geri geliyor ama ses çıkıyor. Yani üflemeli bir çalgı denemez ama ağızdan başka yerinizle çalamıyorsunuz :) 15 dk oynadım sonra ben bile sıkıldım sesinden. oysa yılan hikayesinin ve görevimiz tehlikenin müziklerini cover yapıp melodika yorumu ile piyasaya sürecektim son anda vazcaydım.

Bu arada bunun hortumlusunu acemiler kullanırmış yani öyle düdükle ağzınıza götürdüğünüzde hem üfleyip hemde tuşlara basmanız için ustalaşmak gerekiyormuş. tecrübeyle sabitledim bu genellemeyi...

Ayriyeten ben melodikanın üfleyince çalanından yapacam yani basmadan zaten hafif sabit bir notada devamlı çalacak. Hani nota olduğu konusunda kararsızım o an içinde bulunduğum ruh hali etkili olacak. Solumdan kalktıysam sol notası sağımdan kalktıysam nah sağ notası :) la notası olacak. Adınıda flütika koyacam tam olacak...

Devaaam... Kardeşim ve babam bana bilim&teknik,uykusuz,penguen,l-manyak,leman aldıktan sonra yollarına devam ettiler. Ben dergileri koymak için gittim tansaştan bi gofret aldım şimdi sadece poşet alsam ayıp olur diye düşünerek. Gofret ise 25 ykr. Tansaş gofret markasıyla bayat bir gofret yapmışlar kedilere verdim lan ne sevdiler ya keşke 2 3 tane daha alsaydım dedim bir an. Daha sonra içimde bir pişmanlık uyandı bundaaaaan yılar önce -ekranı bulanıklaştırın monitörün köşeleri falan böle blur efekti uygulayın- sonra gaipten bir ses size bu yazılanları okuyormuş gibi okuyun...

bundan yıllar yıllar önce ormanda tüzel mi tüzel bir büyükbaba yaşarmış. Hayvanları çok sever onları asla yemezmiş. Vejeteryanmıymış hayır balık etini bir yunus kadar severmiş. Ne sandınız ormanda balığın ne işi var? Bu büyükbaba bir gün düşünmüş ki ben çok bilgeyim, herkesten öteyim gideyim birde şu şehire insanların beyinlerine edeyim.

Dede çıkmış yola gitmiş dağ tepe,
Varmış pembe panjurlu bir stüdyo daireye,
Vurmuş camı mamı demiş kimse yok mu,
Gelmemiş içerden ne ses ne hu,
S.kerim demiş böyle şehir hayatını,
S.karım demiş böyle kapı tokmağını,
Tutmuş tokmağı sökmüş yerinden,
Almış çıkınına katmış hemen,
Kimseye gözükmeden dönmüş evine,
Dinmiş yorgunluktan ayakları eli,
Kalmamış yaşlı belinde derman,
Dememiş kimseye "bana bakın amaaan"
Ölmüş gitmiş kemikleriymiş geriye kalaaan,
Onu bulduklarında orman bekçileri,

Demişler ne de pis kokuyor,
Ama alıp götürmek lazım bilirler,
Ayırmışlar büyükbabanın kıyafetlerini,
Katmışlar uyluğunu kaval kemiği,
Götürmüşler ormanın içine bir yere,
Gömeceklermiş derince bir hendeğe,
Kazmışlar 3 gün 5 gece,
Sonra yeter demişler kendilerince,
5inci gün ikindi vakti,
atmışlar kemikleri,
üstünü örterken büyükbabanın sesi,
demişki ey bekçiler size bir şey diyim mi?,
de bakalım büyükbaba nedir derdin?
ey evladım size vardır bir nasihatım
de baba sçtırtma azına çabuk ol,
daha gömüp eve gidecez ebesinin şeyi kadar yol,
tamam durun demiş büyükbaba hele bi oturun,
anlatacaklarımı kulaklarınızla duyun,
sonra gidin şehrin göbeğine,
anlatın derdimi köye,millete,
demişler hadi hoca uzatma,
kafamızın tasını attırıp canımızı sıkma,
hoca başlamış anlatmaya,
anlatmışta anlatmış,
2 gün o kafa patlatmış,
sonra dönmüş bekçilere,
son bir söz diyeceğim sizlere,
bakın unutmayın sakın bunu,
vermeyin köpeğe,kediye şeker ve unu,
neden demiş bekçi kısmısı,
hemen yapıştırmış hoca cevabını,
"âmâ" bırakırsınız hayvanları,
sakın ha unutmayın bu kıssayı...

işte ben bu kıssadan sonra köpek ve kedilere çiğ un,şeker ve şeker barındıran ürünlerden verdim mi onlara kötülük yaptığımı düşünürüm. Fazla şekerin köpeği kör ettiğini duymuştum birde.


Devaaaam...
Hala okumaya devam ediyorsanız tanımıyorum sizi :) Kediye şekeri verdikten sonra dolmuşa binip dokuz eylül üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesinin önündeki baraka şeklinde bir ösym bürosuna gittim. Lan dedim büro bu mu. Bunu dışımdan söyleyince tabi etraf biraz gülüştü. sonra baktım sıra var ebesinin hörekesine gidiyor. Tuttum kuyruğun ucunu gidiyorum ama ne gittim. Ben diyim 3 bin kişi siz deyin 4,556 kişi(sizi yuvarlak hesap yapmayı sevmeyen insanlar olarak nitelendiriyorum) geçtim sıranın sonu bir marangozun önünde geldi. Amcalar hoşgeldin dediler. Hoşbulduk dedim.
Bu arada saat 3:14
Amcalar:Nasıl kaç kişi var önünde evlat?
ben:valla 3 bin kişi falan geçmişimdir yani 5 sokak aşağıda burdan okul bile gözükmüyor.
amcalar:gelir gelir sıra kaç kere doldu boşaldı burası sabah beri.
ben:harbiden mi ben umudu kestim valla saat 5 e kadar çalışırlarsa ben şu sizin köşeyi dönemem diyordum.
amcalar:yok canım alırlar sizi mesaiye kalırlar herhalde.
ben:inşallah.

6 saat 15 dk sonra saat 9:29

ben:tc kimlik numaramı ben kendim söyleyeceğim 170********
ösym görevlisi:tamam tercihlerin kodlarını ver...
ben:160****.....

kısacası hayvan gibi bekledim. Sıra beklerken neler yaşadığımı bir sonraki yazımda anlatacağım zira bu çok uzun oldu okumuyorsunuz duyum aldım... Bay kuşlar söyledi...

4 yorum:

bahtsız bedevi dedi ki...

Malcolm in the middle çok güzel bi diziydi. Doğru söylemek gerekirse yazının tamamını okumadım :D Çok uzun yazıyosun gözüm, maşallah. Ama okuyacak sabrım yok. Yaşlılık işte naparsın :)

Kriptograf dedi ki...

kınıyorum sizi bağyan :)

bahtsız bedevi dedi ki...

Kınama, daha pratik düşün. Kısalt az şu yazıları, acı bana. Bak istikrarlı ve sadık bi okuyucun var :)

Kriptograf dedi ki...

Tavsiyelerinizi dikkate alacağım sayın bağyan :)